Ne Ezen, Ne Ezilen; İnsanca, Hakça Bir Düzen” Siyasal İddiasını/Kavramını bu güne taşımak ve Üçüncü Dünya Savaşı eşiğinde yeniden düşünmek, barış içinde birlikte yaşama isteğinin itici gücüdür.
Bu kavram, Türkiye’de ve Dünya’da sol rüzgarların estiği bir dönemde sloganlaştırıldı ve Türk solunu heyecanlandırdı. Ancak Ecevit ve dönemin CHP kadroları tarafından içi doldurulamadı ve toplumsal örgütlülüğe indirgenemedi.
Sovyet sisteminin çöktüğü, Antiemperyalist, Halkçı-Devletçi-Devrimci CHP’nin bölündüğü şu günlerde bu ilkelere/siyasal projeye Türkiye’nin daha çok ihtiyacı var.
Ülkenin tüm sosyal katmanlarını içine alacak bir gelecek planı olarak, CHP’yi ilkeleri üzerinde ayağa kaldırma iddiasında bulunacak genel başkan adayı ve kadrosunun öne çıkarması ve içini doldurması gerekir. Bu slogan demokratik devlet proğramının ‘Kutup Yıldızı’ olmalıdır.
Bu slogan öyle inşa edilmeli ki, Atatürkçü- Cumhuriyetçi- Solcu/Sosyalist kesimleri aynı çatı altında toplamalı; kucaklayıcı çok seçenekli bir demokrasi ve kalkınma proğramı üretilmelidir.
“Ne ezen ne ezilen; insanca, hakça bir düzen” sloganı, Türkiye’de uzun yıllardır sosyal adalet, bağımsızlık ve insan onurunu temel alan siyasal bir idealin özlü ifadesi olarak kullanılmıştır. Ancak günümüzde bu sloganı yalnızca sınıfsal bir söylem veya belirli bir siyasal geleneğin mottosu olarak değerlendirmek yetersiz kalabilir.
İnsanlık; Ukrayna-Rusya savaşı, Gazze’de yaşanan insani felaket, Hint-Pakistan gerilimleri, Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi, Afrika’daki vekâlet savaşları, enerji ve su rekabeti, yapay zekâ destekli silahlanma yarışı ve nükleer caydırıcılığın yeniden önem kazanması nedeniyle yeni bir küresel kırılmanın içindedir. Çok sayıda siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı, doğrudan veya dolaylı biçimde küresel savaş riskinin arttığını değerlendirmektedir. Böyle bir ortamda “Ne ezen ne ezilen” ilkesi, yalnızca ulusal siyasetin değil, küresel düzen tartışmalarının da merkezine yerleştirilebilir.
Ezen ve Ezilen Kavramının Yeni Anlamı
Yirmi birinci yüzyılda “ezen” yalnızca askeri güç kullanan devlet değildir. Ekonomik yaptırımlarla toplumları yoksullaştıran, teknolojiyi küresel tahakküm aracı haline getiren, enerji ve gıda kaynaklarını silah gibi kullanan, bilgiyi manipüle eden, uluslararası hukuku yalnızca kendi çıkarına uygulayan ve insan haklarını seçici biçimde savunan güç anlayışıdır.
Ezilen ise yalnızca yoksul ülkeler değildir. Savaşın ortasında kalan çocuklardır; göç yollarında hayatını kaybeden insanlardır; ambargolar altında yaşam mücadelesi veren halklardır; iklim krizinin bedelini ödeyen toplumlar, ekonomik sömürüye maruz kalan emekçiler ve dijital gözetim altında özgürlüğünü kaybeden bireylerdir. Dolayısıyla bu sloganın/bu tezin anlamı artık devletler kadar insanlığı da kapsamalıdır.
“İnsanca” Ne Demektir?
İnsanca bir düzen; insanı ekonomik sistemlerin aracı değil amacı kabul eden düzendir. Bunun temel ilkeleri;
- Yaşam hakkının mutlak korunması,
- Savaşın siyasetin aracı olmaktan çıkarılması,
- Eğitim ve sağlığın evrensel hak olarak kabul edilmesi,
- Açlığın insanlık suçu sayılması,
- Bilim ve teknolojinin insan yararına kullanılması,
- Kültürel farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görülmesi.
Bu ilkelerden şu sonucu çıkarabiliriz; ‘’İnsan merkezli olmayan hiçbir kalkınma modeli kalıcı barış üretemez’’.
“Hakça” Ne Demektir?
Hakça düzen, yalnızca gelir dağılımı adaleti değildir. Hakça düzen; uluslararası ilişkilerde de adalet demektir.
*Büyük devletlerin küçük devletler üzerinde vesayet kurmaması,
*Birleşmiş Milletler sisteminin daha adil hale gelmesi,
*Uluslararası hukukun herkese eşit uygulanması,
*Doğal kaynakların paylaşımında hakkaniyet,
*İklim yükünün adil paylaşılması,
*Sömürünün her türünün reddedilmesidir.
Adalet yalnızca mahkemelerde değil dünya siyasetinde de gerçekleşmelidir.
Barış İçinde Birlikte Yaşamanın Yeni İlkeleri
Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalinin konuşulduğu bir dönemde bu slogan şu temel ilkelerle yeniden tanımlanabilir:
1. Güç Dengesi Yerine Hukuk Dengesi
Barış, yalnızca askeri caydırıcılıkla korunamaz. Kalıcı barış ancak uluslararası hukukun güçten üstün olduğu bir sistemle mümkündür.
2. Rekabet Yerine Ortak Güvenlik
Hiçbir ülkenin güvenliği başka bir ülkenin güvensizliği üzerine kurulamaz. Gerçek güvenlik, ortak güvenliktir, karşılıklı yarar ilkesidir.
3. Silahlanma Yerine Kalkınma
İnsanlık her yıl trilyonlarca doları silahlanmaya ayırırken milyonlarca insan açlıkla mücadele etmektedir. Bu çelişki sürdürülebilir değildir.
4. Medeniyetler Çatışması Yerine Medeniyetler Diyaloğu
Farklı dinler, kültürler ve uygarlıklar çatışmanın değil iş birliğinin öznesi olmalıdır. Savaşın mağduru hangi milletten olursa olsun aynı insanlık ailesinin ferdidir. Gazze’deki çocuk ile Kiev’deki çocuk arasında vicdani bir ayrım yapılamaz.
Sonuç olarak, “Ne ezen ne ezilen; insanca, hakça bir düzen” sloganı, yalnızca geçmişin siyasal mirası olarak değil, geleceğin küresel barış manifestosu olarak yeniden yorumlanmalıdır.
Bu sloganın altı; insan hakları, uluslararası hukuk, ekonomik adalet, ortak güvenlik, çevresel sürdürülebilirlik ve kültürler arası diyalog ilkeleriyle doldurulduğunda, yalnızca bir politik söylem olmaktan çıkar; insanlığın birlikte yaşama iradesini temsil eden evrensel bir ilkeye dönüşebilir.
Böyle bir yaklaşım, savaşın kaçınılmaz olduğu düşüncesine karşı güçlü bir alternatif sunar. Çünkü barış yalnızca silahların susması değil; adaletin egemen olduğu, insan onurunun korunduğu ve hiçbir ulusun ya da bireyin diğerini ezmediği bir düzenin inşasıdır. Bu nedenle “Ne ezen ne ezilen; insanca, hakça bir düzen” kavramı, çağımızda bir slogan olmanın ötesinde, insanlığın ortak geleceğine yönelik ahlaki ve siyasal bir çağrı olarak değerlendirilmelidir.
