Emperyal Oligark Düzene Karşı, Karşılıklı Yarar Temelli Yeni Bir Uluslararası mimariye/düzene ihtiyaç var.

Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası dönemde “kurallara dayalı düzen” retoriğiyle meşrulaştırılmış; ancak fiiliyatta güç hiyerarşisine dayalı, seçici hukuk uygulayan ve ekonomik-finansal araçları jeopolitik baskı enstrümanı olarak kullanan bir yapıya evrilmiştir.

ABD’nin merkezinde olduğu bu düzen, uluslararası hukuku normatif bağlayıcılıktan ziyade araçsal bir kurum olarak kullanmaktadır. Yaptırım rejimlerinin tek taraflılığı, uluslararası mahkemelerin sınırlı etkinliği, askeri müdahalelerin normatif meşruiyet sorunu ve doların rezerv para statüsünün finansal silaha dönüştürülmesi bu eleştirinin başlıca dayanaklarıdır.

Bu bağlamda şu soru anlamlıdır: MERCOSUR, BRICS ve Avrupa Birliği/AB gibi bölgesel bloklar; kendi içlerinde demokrasi ve insan hakları standartlarını yükselterek, “karşılıklı yarar” (mutual benefit) ilkesine dayalı, ticaret yollarının güvenliğini garanti eden ve Kuşak-Yol dahil tüm küresel koridorları kapsayan bir “Barış Dünyası” projesi geliştirebilir mi?

Bu sorunun cevabı, hem normatif hem de jeoekonomik boyutları olan karmaşık bir analiz gerektirmektedir.

I. Mevcut Düzenin Yapısal Sorunları:

*Uluslararası hukuk normları, güç asimetrileri nedeniyle eşit uygulanmamaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin sınırlı yargı kapasitesi, BM Güvenlik Konseyi’nin veto mekanizması ve yaptırım uygulamalarının siyasi karakteri, sistemin meşruiyet krizini derinleştirmektedir.

*SWIFT sistemi, dolar rezerv para ayrıcalığı ve ABD finansal piyasalarına erişim, jeopolitik yaptırımların temel araçlarıdır. Bu durum, küresel ticaretin siyasal risk primini artırmakta ve alternatif ödeme sistemleri arayışını hızlandırmaktadır.

*NATO merkezli güvenlik mimarisi, küresel güvenlik üretmekten ziyade bloklaşmayı artırmakta; Rusya-Ukrayna savaşı, Asya-Pasifik gerilimi ve çok kutupluluğun sertleşmesine neden olmaktadır.

 II. “Barış Dünyası” Projesinin Normatif Zemini

Önerilen model, klasik güç dengesi siyasetinden ziyade, üç temel ilkeye dayanmaktadır:

*Ticaret ve yatırımın sıfır toplamlı değil, pozitif toplamlı oyun olduğunun ve karşılıklı yarar ( Mutual Gains) ilkesinin kabulü.

*Uluslararası hukukun blok içi değil, bloklar arası bağlayıcılığı.

*Ekonomik Koridorlarındeniz, kara ve dijital ticaret yollarının kolektif güvenliği.

*Ancak burada kritik bir ön koşul vardır ki; MERCOSUR, BRICS ve AB’nin kendi iç demokratik ve insan hakları standartlarını yükseltmeden küresel bir normatif iddia geliştirmesi olanaklı değildir.

Dolayısıyla “Barış Dünyası” dışa dönük bir proje olmadan önce, içsel demokratik konsolidasyon projesi olmak durumundadır.

III. Kuşak-Yol ve Küresel Ticaret Güvenliği

Kuşak-Yol Girişimi (BRI), altyapı ve lojistik entegrasyon açısından potansiyel bir ekonomik rasyonalite sunmaktadır. Ancak borç sürdürülebilirliği, şeffaflık eksikliği ve jeopolitik bağımlılık riskleri vardır.

Eğer “Barış Dünyası” projesi, BRI’yı da kapsayacaksa şu kurumsal mekanizmalar gereklidir:

*Finansman Standartları şeffaflaştırılmalı; Dünya Bankası ve IMF benzeri, çok-kutuplu, borç sürdürülebilirliği kriterleri içeren Ortak Yatırım Bankası kurulmalıdır.
*Deniz ticaret yolları (Süveyş, Hürmüz, Malakka),  kara ve hava koridorları gibi ticaret yollarının güvenliği sağlanmalı, bloklar arası güvenlik protokolü yapılmalıdır.

*Veri akışı, siber güvenlik ve yapay zekâ standartları için ortak düzenleyici çerçeve oluşturularak, dijital koridor güvencesi sağlanmalıdır.

Bu yapı, NATO benzeri askeri bir ittifaktan ziyade; BM üyesi tüm ülkelerin katıldığı ekonomik güvenlik kolektifi olmalıdır.

 Ekonomik rekabet, karşılıklı yarar ilkesi içinde bloklaşma tuzağına düşmeden gerçekleştirilmeli ve sistemin güvencesi, demokratik standartları yüksek devletler ve blokları olmalıdır.

Önerilen modelin Uygulanabilir olması için;  Yargı bağımsızlığı, Basın özgürlüğü, şeffaf kamu ihale sistemi ve sosyal hakların güçlendirilmesine önem verilmelidir.

Bloklar Arası Ortak İlke Deklarasyonu yayınlanarak,Uluslararası hukukun eşit uygulanması, tek taraflı yaptırımların sınırlandırılması, veto sistemi kaldırılarak, BM reformu gerçekleştirilmelidir.

Küresel Altyapı Sözleşmesi yapılarak,Kuşak-Yol dahil tüm ticaret yolları askeri çatışma dışı alan ilan edilmelidir.

Dolar tekeline karşı; çoklu para sepeti sistemine geçilmeli ve IMF- SDR modeli  genişletilmelidir.

Sonuç: Ütopya mı, Stratejik Zorunluluk mu?

“Barış Dünyası” projesi kısa vadede romantik bir ideal gibi görünebilir; ancak uzun vadede çok-kutuplu dünyanın istikrarlı işlemesi için normatif ve kurumsal bir çerçeve gereklidir. Aksi halde sistem, hegemonik gerileme dönemlerinde yaşanan tarihsel güç savaşlarının tekrarına sahne olacaktır.

Bu projenin başarısı üç şarta bağlıdır: İç demokrasi ve hukuk standardının yükseltilmesi; ekonomik rekabeti sıfır toplamlı oyundan çıkararak, kurumsal tasarım ve uluslararası hukukun bloklar üstü bağlayıcılığının sağlanması.

Barış; askeri caydırıcılıkla değil, öngörülebilir hukuk ve karşılıklı ekonomik bağımlılıkla kalıcı hale gelir.

Soru artık şu değildir: “ABD merkezli düzen sürer mi?”

Asıl soru şudur: Çok-kutuplu dünyada, güç mü hukuku belirleyecek; yoksa hukuk mu gücü sınırlayacak?

By admin