Siyasi partiler demokratik sistemin vaz geçilmez unsurlarıdır. Ancak siyasi partiler yalnızca seçim aracı değildir; aynı zamanda toplumun taleplerini siyasal sisteme taşıyan, yurttaşları örgütleyen ve devlet ile toplum arasında köprü kuran kurumlardır. Bu sürecin başarı ile uygulanabilmesi için demokratik yurttaşlık bilincinin gelişmesi gerekmektedir.
Bu nedenle CHP’nin son yıllarda yaşadığı tartışmaları yalnızca parti içi çekişmeler veya liderlik mücadeleleri olarak değerlendirmemek gerekir. Sorun daha derindedir; Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar devlet modernleşmesi/ kurumsallaşması büyük ölçüde gerçekleşmiş ancak demokratik yurttaşlık kültürü aynı ölçüde kurumsallaşamamıştır. Bugün CHP’nin yaşadığı kriz, Türkiye’deki demokrasi krizinin bir yansıması olarak da okunabilir.
CHP Krizi Aslında Bir Demokrasi Krizi midir?
Siyasal bilimlerde bir partinin gücü üç temel unsurla ölçülür:
- Kurumsal kapasite
- Toplumsal temsil gücü
- Gelecek vizyonu
CHP’nin günümüzde yaşadığı sıkıntı, bu üç alandaki eksikliklerin birleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Parti, Güçlü bir tarihsel mirasa, geniş bir seçmen tabanına sahip olmasına ve yerel yönetimlerde önemli başarılar elde etmiş olmasına karşın, toplumun tamamına hitap eden ortak bir gelecek hikâyesi üretmekte zorlanmaktadır. Bu durum yalnızca CHP’ye özgü değildir. Türkiye’deki hemen bütün partiler benzer sorunu yaşamaktadır. Türkiye’de Partiler, Program merkezli değil; lider merkezli hale gelmiştir. Bu ise demokratik yurttaşlık kültürünü zayıflatmaktadır.
Türkiye’de Parti Kültürünün Temel Sorunu; Güçlü Kurum Yerine Güçlü Lider anlayışıdır.
Türkiye’nin siyasal geleneğinde devlet her zaman toplumdan daha güçlü olmuştur. Bu nedenle siyaset de çoğu zaman kurumsal değil kişisel ilişkiler üzerinden şekillenmiştir. Sonuç olarak; parti programları geri planda kalmış ve lider figürleri ön plana çıkmıştır.
Bugün CHP’de görülen liderlik tartışmaları aslında bütün siyaset kurumunun sorunudur. Çünkü, Türkiye’de seçmen çoğu zaman parti programına değil kişilere oy vermektedir. Bu durum demokratik devlet anlayışını zayıflatmaktadır. Demokratik devlet; “Kişilerin değil kurumların yönettiği devlet” demektir.
Siyasal temsil yalnızca oy almak değildir. Toplumun farklı kesimlerinin kendisini parti içinde görebilmesidir. Bugün CHP’nin temel problemlerinden biri budur.
CHP, kentli kesimlere, eğitimli orta sınıflara, seküler seçmenlere ulaşmakta başarılıdır. Ancak; küçük üreticiler, tarım kesimi, muhafazakâr emekçiler, taşra nüfusu ile daha güçlü bağ kurmakta zorlanmaktadır. Bu durum Avrupa sosyal demokrat partilerinin son otuz yılda yaşadığı krize benzemektedir. Örneğin; Almanya Sosyal Demokrat Partisi, İngiltere İşçi Partisi ve Fransa Sosyalist Partisi geleneksel işçi tabanlarının önemli kısmını kaybetmişlerdir. Çünkü ekonomik dönüşüm yeni toplumsal kesimler yaratmıştır. CHP de benzer bir dönüşüm ihtiyacıyla karşı karşıyadır.
Demokratik yurttaşlık kültürü dört temel ilkeye dayanır; Hak; Sorumluluk; Katılım ve Ortak Aidiyet.
Yurttaş, haklarını ve anayasal güvencede olduğunu bilir ve topluma karşı yükümlülük taşır; yalnızca seçimden seçime değil sürekli siyasal sürece katılır ve farklı kimliklere rağmen ortak gelecek duygusunu paylaşır.
Türkiye’de bütün partiler gibi CHP de daha çok seçim dönemlerinde aktifleşmektedir. Oysa demokratik yurttaşlık sürekli katılım gerektirir. Parti üyeliği, mahalle meclisleri, yerel katılım mekanizmaları ve politika üretim süreçleri yeterince gelişmemiştir.
Bu durum CHP’nin önüne aşağıdaki iki farklı yol arasında tercih yapmak zorunluluğunu getirmiştir..
Birinci Yol, İktidara karşı tepki hareketi olmak. Bu model kısa vadede oy kazandırabilir, ancak kalıcı dönüşüm yaratmaz.
İkinci Yol, Yeni bir demokratik yurttaşlık hareketine dönüşmek.
Bu durumda parti; Demokrasi, Hukuk devleti, Üretim ekonomisi, Sosyal adalet, Yerel demokrasi, Eğitim reformu ekseninde yeni bir toplumsal sözleşme önerebilir. Uzun vadede daha güçlü sonuç üretme ihtimali bu seçenektedir.
Demokratik Devlet ve Yurttaşlık Projesi İçin CHP’ye Yönelik Stratejik Öneriler:
*Kimlik Siyasetinden Yurttaşlık Siyasetine Geçilmelidir. Temel söylem “Kim olduğun değil, nasıl bir ülkede yaşamak istediğin önemlidir.” olmalıdır.
*Üretim Odaklı Sosyal Demokrasi; sosyal yardım kadar üretim de önemlidir. Öne çıkarılması gereken alanlar; Tarım, Sanayi, Teknoloji, Kooperatifçilik ve Yeşil dönüşüm olmalıdır.
*Yerel Demokrasi; Belediyeler, Demokrasi okulu ve Katılım merkezi, haline dönüştürülmelidir.
*Parti İçi Demokrasi, delegasyon sistemi yeniden tartışılmalı, siyasi paydaşların katılımı sağlanmalı ve ön seçim mekanizmaları güçlendirilmelidir. Siyasetin profesyonel kadroların tekeline girmesi önlenmelidir.
“Karşılıklı yarar ve ortak payda siyaseti” geliştirilmelidir. Türkiye’nin farklı kimliklerini çatıştıran değil; ortak yarar, ortak refah, ortak gelecek etrafında birleştiren bir siyasal dil oluşturulmalıdır.
Sonuç: CHP Meselesi mi, Türkiye Meselesi mi?
Demokratik Devlet ve Yurttaşlık Projesi perspektifinden bakıldığında CHP’nin yaşadığı sorunlar yalnızca CHP’nin sorunu değildir. Asıl mesele; Türkiye’de siyasal partilerin ne kadar demokratik olduğu, vatandaşların ne kadar örgütlü olduğu ve devlet-toplum ilişkisinin ne kadar katılımcı hale gelebildiğidir.
Eğer CHP bu süreci yalnızca bir iktidar mücadelesi olarak görürse sıradan bir muhalefet partisi olarak kalabilir.
Ancak kendisini demokratik yurttaşlık hareketinin taşıyıcısı olarak yeniden tanımlayabilirse, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde tarihsel bir rol üstlenebilir. Bu noktada tartışılması gereken soru artık “CHP nasıl seçim kazanır?” değil; “Türkiye’de demokratik devlet ve bilinçli yurttaş nasıl inşa edilir?” sorusudur. Bu soru yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek temel sorudur. Kaldı ki; CHP sorunlarına çözüm ararken, Türkiye’nin sorunlarına çözümler üretebilir ve çözüm odaklı toplumsal muhalefeti iktidara taşıyabilir
